

Nadir görülen kalıtsal bir sağlık sorunu olan Multiple Endokrin Neoplazi Tip 2 (MEN2) sendromu, vücudun hormon üreten bezlerinde, özellikle tiroit ve paratiroit bezlerinde tümör oluşma riskini önemli ölçüde artıran bir rahatsızlıktır. Yüksek tansiyon, istemsiz kilo kaybı, kronik yorgunluk ve kemik kırılganlığı gibi çeşitli belirtilerle ortaya çıkabilen bu sendrom, çoğu zaman genç yaşlarda kendini gösterir. Iğdır’da yaşayan 30 yaşındaki Mahir Alagöz’ün hikayesi, geçmeyen bir öksürüğün aslında ne kadar ciddi bir hastalığın habercisi olabileceğini çarpıcı bir şekilde ortaya koyuyor.
Mahir Alagöz, yıllardır süren ve dinmeyen öksürük şikayetiyle doktor kapılarını aşındırdı. Zaman zaman yaşadığı tansiyon problemleri de bu sürecin bir parçasıydı. Yapılan detaylı tetkikler, Mahir’in hikayesini değiştirdi: Kanında yüksek kalsiyum değeri tespit edildi, paratiroit bezinde bir nodül, böbreküstü bezinde kalınlaşma ve en şaşırtıcısı, sağ akciğerinde yaygın büyük hava kistleriyle birlikte alt lobunu uzun süredir tıkalı tutan bir tümör belirlendi. Bu bulgular, Mahir Alagöz’e “Multiple Endokrin Neoplazi Tip 2 (MEN2) Sendromu” teşhisi konulmasına yol açtı. Bu durum, dünya genelinde 35 binde bir görülen, genetik geçişli oldukça nadir bir sendromdu.
Mahir’in zorlu tedavi süreci, İstanbul Göztepe Prof. Dr. Süleyman Yalçın Şehir Hastanesi’nde, birden fazla uzmanlık alanını kapsayan (multidisipliner) bir yaklaşımla planlandı. Bu karmaşık süreç, dört kritik ameliyatı içeriyordu:
Tüm bu ameliyatlar başarıyla gerçekleştirilirken, Mahir Alagöz’ün kontrol süreçleri titizlikle devam ediyor. Bu zorlu mücadelede kendisine eşlik eden Göğüs Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Cansel Atinkaya Baytemir ve Genel Cerrahi Uzmanı Prof. Dr. İbrahim Ali Özemir, hem hastalarının durumu hem de MEN2 sendromuna dair önemli açıklamalarda bulundular.
“Yaklaşık 2-3 senedir öksürük rahatsızlığım vardı, hiç durmuyordu, akşamları tekrarlıyordu,” diyerek yaşadığı kabus dolu günleri anlatan 30 yaşındaki Mahir, “Toplamda tiroit, böbreküstü bezi ve akciğerimden dört ameliyat geçirdim. Şu an çok şükür iyiyim, herhangi bir problemim yok. Özellikle soğuk hava benim için bir kabustu; aşırı derecede öksürüyor, nefes alamıyor, konuşamıyordum. İşimiz dışarıda olduğu için öksürükten kaçmak adına sıcak yerlere, Bodrum, Muğla gibi bölgelere gitmeye çalışırdım. Bu zorlu süreçte emeği geçen tüm sağlık çalışanlarımıza minnettarım,” ifadeleriyle hislerini dile getirdi.
Prof. Dr. Cansel Atinkaya Baytemir, Mahir’in ilk şikayetinin geçmeyen, tekrarlayan öksürük atakları olduğunu belirterek, “Öksürük atakları, hava yolu içerisindeki tümöre bağlı olarak gelişiyordu. Sonrasında sendroma bağlı hipertansiyon ortaya çıktı. Bir şikayet iki haftadan uzun sürüyorsa ve tedaviye yanıt vermiyorsa mutlaka daha ileri tetkikler yapılmalı,” uyarısında bulundu.
Prof. Dr. Atinkaya Baytemir, MEN2 Sendromu’nun dünya genelinde 35 binde bir görülen çok nadir bir hastalık olduğuna dikkat çekerek şunları ekledi: “Hastamızın akciğerinde sadece alt parçadaki tümör değil, üst parçada da çok büyük dev hava kistleri mevcuttu. Ameliyatla sadece tümörlü alanı çıkardık ve akciğerin çok güzel bir cevap vermesiyle hastamız önemli bir akciğer kaybına uğramadı. 15 ila 30 yaş arasında semptomlar görülmeye başlar. Tansiyon şikayeti, kan tükürme gibi belirtiler önemsenmezse tanı atlanabilir. Bu tür nadir ve kompleks hastalıklarda multidisipliner yaklaşım hayat kurtarıcıdır. Hastamızın tümörleri iyi huylu çıktı ve ömür boyu takip edilecek.”
Prof. Dr. İbrahim Ali Özemir ise Mahir’in tedavi sürecine ilişkin, “Akciğerinde kitle saptanmasıyla bize başvuran hastamızda, ameliyat öncesi hipertansiyon ve yüksek kalsiyum tespit edildi. Bu durumlar araştırıldığında paratiroit bezinde büyüme ve sağ böbreküstü bezinde bir kitle belirlendi. Bu kadar kompleks, nadir görülen ve bir arada bulunan hastalıklar, endokrin sistemin neredeyse tüm organlarını etkileyebilen tümörlere yol açabiliyor,” şeklinde konuştu.
Prof. Dr. Özemir, MEN2 sendromunun ilerledikçe tüm metabolizmayı bozabileceğini, yüksek tansiyon, kalpte ritim bozuklukları, ani kalp durması, kemiklerde aşırı erime, kendiliğinden kırıklar ve böbrek taşı oluşumu gibi ciddi problemlere neden olabileceğini vurguladı. “Genç yaşta ortaya çıkan veya tedaviye dirençli hipertansiyon vakalarında mutlaka böbreküstü bezlerinin değerlendirilmesi ve detaylı araştırma yapılması hayati önem taşır. Şikayetlerimize kulak vermemiz, erken tanı ve tedavi için kritik bir adımdır,” diyerek sözlerini tamamladı.
GÜNDEM
5 gün önceGÜNDEM
5 gün önceGÜNDEM
5 gün önceGÜNDEM
5 gün önceSPOR
6 gün önceGÜNDEM
6 gün önceSPOR
6 gün önce
1
Kumru ai : Türkçe’nin İlk Büyük Dil Modeli Resmen Tanıtıldı
2301 kez okundu
2
Arabanın bagajında çorba pişirip dağıttı
1503 kez okundu
3
Mattia Ahmet Minguzzi Davasında Dikkat Çeken Gelişmeler
955 kez okundu
4
İçişleri Bakanlığı’ndan Mansur Yavaş’a 2. soruşturma izni
774 kez okundu
5
Zeynep Yılmaz korku dolu anlar yaşadı! Fırtınanın orasında böyle kaldı
605 kez okundu
Güvenliğiniz bizler için önemli. Bu yüzden gizlilik politikası sayfamızı inceleyiniz.